News Europe ..::.. Avrupa Haber | Yazarlar

Rahatı Kaçan Dünya

10 Ağustos 2011, 21:42

Dünyanın rahatı uzun bir süre için kaçtı. Ortadoğu’nun zaten kaçıktı. Avrupa'nın kaçtı. O zaman süreci şöyle bir harmanlayalım: Yıl 1989. Yeni Dünya Düzeni ortaya atıldı. Bu tutmadı. Nedeni basitti: Ne olduğu, kimin hangi düzenden yana olduğu saptanıp kurulamadı. Sınırlar çizilse bile istikrar gelmedi, anlaşmalar yapılsa bile anlaşılamadı.

Avrupa Bir Savaş Birliği’dir
Eski savaşları ve kıyımlar sonunda dünya hep bir „yeni dünya düzeni“ olarak kuruldu. İttifaklar oldu, anlaşmalar oldu. Anlaşmalar askerlerce korundu. Devletler siyasi süreçlerin asıl hakimleriydi. Sovyetik düzenin ve varşova Paktı’nın yıkılması ile dünya bir bakıma yeni ama farklı bir devrimsel sürece evrildi. Klasik proletarya ve burjuva sınıf ın merkezinde olduğu, diğer güçlerin bu sınıflara yakınlığı ile tarif edildiği siyasi hegemonya savaşları yerini, küresel sermaye ve onun siyasi-askeri dayanağı olan yeni ve daha güçlü uluslararası aktörler olan devletlere bıraktı.

Avrupa Birliği bir barış ve ortak yaşam evi, bir değerler sistemi olarak yutturulmaya çalışıldı. Oysa Avrupa Birliği’nin bu ideolojik temelleri anti_Sovyet politikaların sonucu oluşan „sözde“ ilkelerdi. Bir bakıma soğuk savaşın çekici yüzü diyelim. Ancak 1990’lardan sonra, özellikle 1 ve 2. Körfez Savaşları ile bu „sözde idealler“ yerini kürsel müdahale güçlerine bıraktı. Örneğin Alman Ordusu Hindu Kuş Dağları’na gönderildi. Kenya'ya, Sudan’a, Kosova’ya... Kısacası Avrupa 1 ve 2. Dünya Savaşı’nı Avrupa’da bitirmek için kurulan bir savaş birliğidir. Ama bugün dünyada savaş aktörlerinden olan bir birlik olmuştur. Cümlenin her iki anlamında da Avrupa bir Savaş Birliği’dir.

Zaten bu müdahale gücü esprisi, „Avrupa Evi“ denen barışi kardeşlik ve huzur evinin hiç de öyle olmadığının ispatı oldu. Ortada bir ev değil, güçlerin bir birine üstün gelemediği zorunlu bir beraberlik vardı. Eşitlerin Avrupa Pazarı’nı kendi aralarında paylaşması diyelim. Almanya kendi doğusuna, Fransa kendi yayılma alanına döndü ve herkes kendi „doğal yayılma „alanında güç olmaya devam etti. Avrupa Birliği bir kültür, dil, değerler, sosyal adalet ve refah toplumu olarak tasarlandı diye bu fikri satanlar bu fikrinden çabucak vazgeçip, AB’nin bir güvenlik ve ekonomik kriz alanı olduğunda birleştiler.

Konuyu Napolyon’un Kıta Avrupası’nı işgaline kadar götürmeden söyleyelim: Dünya ekonomik sürekli krizlerin olduğu, ekonomik krizlerin istikrarsızlık, istikrarsızlıkların sürekli çatışma körüklediği bir sürece girdi. Ne tek bir hegemonya ne „patron“ ne yeni bir düzen bu süreci şekillendirme ve istikrar sağlama yeteneğine ve gücüne sahip. Kısacası hoş geldin krizli dünya. Uzun vadede kalıcı bir „hegemonyaya düzeni“ olacağı kanısında da değilim. Soğuk Savaş’taki görece istikrarı uzun zaman daha görmek mümkün olmayacak. Kaldı ki aşağıdaki konu daha büyük siyasi felaketlerin de teorik olarak ne kadar mümkün olduğunu açıklar niteliktedir. İran’a kadar uzanacağız. Sonrası?

Ortadoğu Hala Bir Felaketin Anası Olabilir
Suriye meselesine gelince. Türkiye'nin Suriye'ye müdahale ettiği, edeceği görüşlerine katılmıyorum. Türkiye Suriye'ye müdahale edileceğinden endişe duymalıdır. Suriye'nin demokratikleşerek Esad’lı bir geçiş toplumu olması Irak ya da Libya olmasından daha tercih edilebilir bir yoldur. Mesele halktan ya mı, demokrasiden yana mı Esad diktatöründen yana mı olmak değildir. Mesele bu çıkar çatışmalarında kendine ya da stratejine ne kadar olumlu ya da olumsuz yansıma olur, ne kadar izdüşüm olur ona bakmakla ilgilidir.

Suriye'nin dünyaya açılma denen, ekonomik olarak dışa daha çok bağlanan ve bu sayede de içeridekilerden daha zengin olan ya da olmak isteyen ciddi bir yerel burjuvası var. Bu yerel burjuva Suriye'nin dar, kapalı ve kararların keyfi alınabildiği bir siyasetle idare edilmesi zor. Dolayısı ile bu sınıflar değişimi tetiklerken uluslararası camia denen küresel güçleri de oyunun içinde görmek istiyor. Çünkü onların ülkedeki izdüşümü bu sınıflar.

Yine olayın dini, inanç ya da insan hakları gibi görece „özgürlükler“ meselesi olarak görünmesi sadece siyasetin bir dili (muhalif siyasetin) olmasından başka bir öneme sahip değildir. Uluslararası siyasetin de dili budur. Ancak bu dil uzun zamandır, neredeyse Soğuk Savaştan miras kalan, o zamanlar Sovyetler'e karşı müttefik olanlara yönelmiş bukalemun bir dildir. Bu dil „eşitlik, sağlık, konut, iş ve temel yaşamın ekonomik ve maddi garantisi“ gibi aslında sözde insan haklarından daha önemli olan „maddi insan hakları“ ile ilgilenmemektedir.

Suriye meselesi de bir „özgürlükler meselesi“ bir „inanç çatışması“ gibi yansıtılsa da (bunun nedeni kamuoyunu maniple ederek kendi yanında tutmaktır) gerçek küresel güçlerin hegemonya mücadelesi ile Suriye'nin içeride ve dışarda buna direnmesi ile ilgili tam anlamıyla bir „payşaşım mücadelesidir.“ Gerisi bu mücadelenin lafzıdır.

Suriye açısından Batı’nın acelesi olmaması Libya'daki durumun seyriyle alakalıdır. Bu arada Çin ev Rusya'nın Suriye konusunda Batı ile çatışmadan ama yumuşak bir muhalefetle ayak sürümesi de buna eklenebilir. El altıdan gösterilen Abalarla iş yürütülürken bir de Türkiye aba gösterdi. Türkiye'nin abası Batı’Nın abasından biraz farklı. Türkiye olacakları bilerek Esad’a „yolu aç“ diyor. Çekil, yoksa gireriz“ demiyor.

Çekil yoksa gireriz diyecek olanların hedefinde İran var. Sanırım uzun vadede İran çembere düşürülecek. Yemen, Suriye, Irak’a eklenecekse eğer İran bölgede yalnızlaşacak demektir. Bu hem coğrafi anlamda hem stratejik hem de psikolojik anlamda üstünlük sağlayan Batı’nın son ayaklanma provası yine dön başa İran'da olacak. Bu anlamda Suriye İran’a giden yolda duran engellerden biri demektir. Batı açısından (ABD, NATO ve AB) hem küresel siyaset hem İran siyaseti Suriye'de kesişiyor demektir.

Bütün bunlardan Türkiye açısından ne sonuç çıkar. Türkiye ne Batı’dan ne Doğu’dan vazgeçecektir. Tarihsel olarak bu şansı yoktur. Eğer boğazlarda oturuyorsanız üç bin yıl önce neyse onu yapmak zorundasınız: İki istikameti de kollamak zorundasınız. Bu hem sizin gücünüz ama hem de yanı derecede zaafınızdır. İyi kullanırsınız gücünüz olur, kötü kullanırsanız zaafınız.

Türkiye son birkaç yılda bölgedeki açılım siyaseti ile „Ekseni kaydı“ tartışmalarına neden oldu. Aynı Türkiye şimdi „Şam’a Batı tarafından gönderildi“ eleştirisi alıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Suriye'deki siyasi krizi tezgahlayan Türkiye değil, bence bunu arzulayan da Türkiye değil. Ama Suriye'ye „dış müdahaleden“ çekinen, istikrarsızlıktan başı ağrıyacak olan Türkiye'yedir. Bu nedenle ne pahasına olursa olsun Suriye'de olanlar Türkiye’yi ilgilendirir. Bunu savunmak ayrı tespit etmek ayrı bir konudur. Nesnel olarak baktığımız zaman Türkiye açısından Ortadoğu belki de tarihinin en sıkıntılı süreçlerinden geçmektedir ve en zor idare edilecek süreçleri içermektedir.

Suriye'nin ve İran'ın Iraklaşması demek Türkiye'nin tarih sahnesine çıkışıyla başlayan tarihinin yeniden oluşması demektir. Yani artık ne aklen, ne fikren ne ideolojik ne siyasi ne stratejik olarak o Türkiye ile bu Ortadoğu’daki Türkiye olamazsınız. İşte burada yeni akıl oyunları oynamak zorundasınız. Her landa bunu yapmak zorundasınız. İğneden, ipliğe kadar... Tıpkı 1900 başlarında olduğu gibi. Suriye'de devam eden sürecin Türkiye'nin aklında yaratacağı değişimin esprisi budur. Türkiye kendi tarihsel serüveni içinde, şu cumhuriyet bu cumhuriyet tartışmaları yaparak geldiği noktada hepsini bir kenara itip bu yeni aklı merkezi akıl yapacak duruma gelmek zorunda. Aksi halde bölgenin yeni yüzyılda son Irak’ı yaparlar adamı kimse farkına varmaz. Sonra da herkes üç maymunları oynayarak kendini avutur.

News Europe ..::.. Avrupa Haber
 News Europe ..::.. Avrupa Haber internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları News Europe ..::.. Avrupa Haber Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
Etkinlik Takvimi
 
Platform-Sağlık
 
Canlı TV

 
VİDEO GALERİ
 
YAZARLARIMIZ
NEWS-EU
İsrail savaş suçu işliyor
BASINDAN
Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı ırkçı mı olacak?
Egemen Cantürk
Yahudi kanı ve Türk teri ile sıvanmış bir ülkenin tarih önünde hesaplaşması
Erdem Nedim
TÜRKÇE'DEN UTANMAYINIZ
Mesut Hastürk
Arjantinlisin Arjantinli Kal 2:
 
FOTO GALERİ
 
Twitter
 
E-Konsolosluk
 

Bagimsiz Haber Portalı. Haberler ve Resimler İzinsiz Kullanılamaz.

Adres : News-Eu.com Skalitzerstr 134 10999 Berlin / Germany
Tel :+49 30 212 957 99